Pazar, Aralık 25
Merak edi-yorum!
Bu bir deneme. Neyi denediğimi de ben biliyorum sadece. Kafama aylardır takılan çok önemli bir soru var. Onun cevabını arıyorum.
İnsan denen varlığın iki parça olduğunu kabul ediyor herkes. Beden ve ruh. O yüzden Fiziksel hastalıklarımız ile ilgilenen doktorlar varken bunun yanında yıllarca okuyup ruh hastalıkları uzmanı olan abiler ablalar da var.
Buna biraz daha doğru açıdan bakacak olursak, aslında sadece fiziksel bir bedenden ibaretiz. Bu bedenin en önemli parçası da beyin dediğimiz yumak. Tüm vücut fonksiyonlarımızın neredeyse tamamını bu arkadaş kontrol ediyor. Farklı fazları olsa da, hayat boyunca kendini kapatmadan çalışan tek arkadaş. Tüm organlar bir şekilde ara ara dinlenirken bu genco yaldır yaldır çalışmaya devam ediyor. Üstüne üstlük kendini yenileme imkanı olmayan tek arkadaş da bu. Öncelikle belirtmek isterim ki, böyle dizaynın amk ben. Hayır en önemli organ neden en hassas ve en tamir edilemez olan oluyor bir anlasam amk?
Neyse. Bu beyin denen zamazingo, aslında bana soracak olursanız ruh denen şeyin de ev sahibi. Öyle kalbimizde falan filan bulunmuyor. Veya bedenimizden ayrı bir mahlukat değil bu. Öteki dünyaya inanmıyorum onu merak ediyorsanız. Öldükten sonra götümüzü böcekler yiyor hepimizin. Beynin fiziksel kısmından ayrılan bu noktaya da zihin diyoruz. işte hayatta ne varsa bu zihin içinde oluşuyor. Abuk subuk elektrik akımlarının bizi geceler boyu kara kara düşüncelere gark eden hayali şeyler oluşturabilmesi de bu dizaynın bambaşka bir bug'ı. Programlama konusunda ciddi problemler var. Neyse. Geçiyorum bu kısmı. Darwin tartışamayacağım sizinle.
Gelelim esas meselemize. Hergün binlerce ve hatta milyonlarca insan ölüyor bu dünyada. Bunların eminim azımsanmayacak bir kısmı, hastanelerde doktor kontrolünde ölüyor. Öldükten sonra söylenen şey ise genelde aynı. Yapacak bir şeyimiz kalmadı. Daha fazla dayanamadı. Bu cümleler neyi anlatıyor? Artık iflas eden sistem veya sistemler neyse, yaşamsal fonksiyonların devamının sağlanamadığını gösteriyor. Beden üzerine binmiş bir sürü düşman ile mücadele ediyor ve sonunda zayıflıyor, mücadele edecek gücü kalmıyor ve skerim deyip kapatıyor şalteri. Çünkü insandan insana değişiklik gösterse de, herkesin verebileceği fiziksel mücadelenin de bir sınırı var. Kimse sonsuz güce sahip değil. Bazısı sadece basit bir gripten ölür bazısı Kağan gibi yıllarca en berbat kanserlerle mücadele eder, ama sonuçta bir bedene yeteri kadar yük bindirirsen sonuç aynı. Pert!
Peki, bu ölüm her ne kadar üzücü olsa da tamamen normal karşılanıyor. Aynı şeyi zihin için de söyleyemez miyiz amk? neden bir insanın kendini öldürmesi bu kadar tabu ve bu kadar hayret edilecek bir şey olarak karşılanıyor? Neden bedenlerin bir noktada iflas ettiği artık dayanamadığı kabullenilirken, zihnin ve dolayısı ile ruhun sonsuz mücadele gücüne sahip olması gerektiği düşünülüyor? neden fiziksel olarak bir insanın çok zayıf olabileceği, basit bir gripten ölebileceği kabullenilirken neden zihnin bu kadar zayıf olabileceği de kabullenilmiyor? Bunun yanında, insan herhangi bir fiziksel sorun yaşadığı zaman bununla ilgilenilmesi, gerekiyor ise tedavi görmesi falan gerekiyor. Penisilin denen mucize keşfedilmeseydi, insanlar hala ellerine batan basit bir kıymıktan ölüyor olacaklardı. Çok basit bir çıban enfekte olduğunda zart diye öldürebiliyor adamı. Tedavi, bakım, ilgi.
NOT: Bu arada gerçekten öbür dünya var ise, penisilini icat eden muazzam abiyi ben orada en üst kademede görmek isterim. Peygamber falan hikaye. Çünkü bugüne kadar dünya üzerinde tanrının bile kurtarmadığı kadar fazla insanın hayatını kurtaran bir adam kendisi. Tanrını kendi yarattığı varlıklara yaptığından daha büyük iyilik yapan bir adam. Neyse.. Kapat parantez..
Ne diyorduk? Hah.. Neden bir insanın zihninin de zayıf olabileceği, veya zayıf düşebileceği kabullenilmiyor? Adamın karaciğeri iflas ediyor. Vah vah! Yeni karaciğer bulunamıyor. Vah vah! 3 gün sonra limon gibi sararıp zokayı çekiyor vah vah! Peki yıllarca, hiç bir destek, tedavi, ilgi görmeden zihnine sarılmış düşmanlarla mücadele eden adama niye vah vah yok? Neden çıkıp da, üzgünüz, çok mücadele etti, ama artık gücü kalmadı. Yapabileceğimiz hiç bir şey yok. denemiyor bunun için? Olay tamamen zihnin zayıflığının ölümünün bedenin kendi elinden olmasında mı? Bu kadar mı anlayışsız bu kadar mı iki yüzlüyüz?
Daha açık anlatmaya çalışayım, insan beden ve zihin olarak iki parça ise, ve yaşayabilmek için bu iki parçanın da sağlıklı ve bir bütün olmasına ihtiyacı var ise, neden birinin artık mücadele edemeyişi ve bunun sonucu olarak yaşamın son buluşu üzücü olsa da kabulleniliyor da ötekinin ki amaann! suuss! konuşmaa! olmaz öyle şey! oluyor?
Bugüne kadar kanser hastası olmuş ölümü bekleyen birine çıkıp da, "Hadi kalk oradan bakayım! Sen güçlüsün, bu ne böyle yaşayamıyorum falan!" diyen gördünüz mü? Olsa döveriz değil mi? Peki neden ben artık yaşamak istemiyorum, yaşamak için bir sebep göremiyorum diyen insana söyleniyor bu cümle sıklıka?
Zihinsel tükenmişliğin sonucu fiziksel ölüm olarak dış kaynaklı geliyorsa yine bir sorun yok. Yani adam bunalıma girmiş, kendini acısız rahat bir ölümle tanıştırmak yerine, uyuşturucuya bağlanıp, saçma sapan yerlerde saçma sapan hastalıklar kapıp. bir süre sonra zart diye ölüyor bundan da bir sorun yok! Zaten çok dertliydi, çok batmıştı! E arkadaşım ben intihar etmek için illa saçma sapan uzun vadeli bir yol seçmek zorunda mıyım? neden herşey tamam da, ben bilinçli olarak planlı olarak bu hayatı artık yaşamak istemediğime karar verip buna son verdiğim zaman bu kadar büyük bir problem oluyor bu?
birisi bana bu sorunun cevabını versin lütfen!
Bedenim hasta olup, mücadele edecek gücünün kalmaması, her şeyin denenmesi sonucu tüm seçeneklerin tükenmesi ve sonucunda benim ölmem bu kadar kabullenilebilir bir şey iken, zihnimin hasta olması, yorgun ve güçsüz düşmesi ve üzerindekiler ile mücadele edebilecek şansı ve gücü kalmaması sonucu benim ölmem neden bu kadar kabullenilemez, konuşması bile yapılamaz bir şey oluyor?
Doktor ne diyor? yapabileceğimiz hiç bir şey kalmadı. Üzgünüm!
Nasıl diyor bunu? Benim bedenimi benden iyi biliyor çünkü. Benim bedenimi benden iyi tanıyor, ona nasıl yardımcı olabileceğini, nasıl olamayacağını, ne verebileceğini ne veremeyeceğini çok iyi biliyor. Daha da önemlisi mücadeleyi artık nerede bırakması gerektiğini de biliyor. Peki benim zihnimi benden daha iyi bilebilecek birisi var mı? yok! Olma imkanı da yok. E ben de işte artık bütün o doktorun bedenim hakkında bildiklerini kendi zihnim için biliyorsam, mücadele edecek bir şey kalmadıysa, artık ne alamayacağımı ne veremeyeceğimi biliyorsam bütün bunların sonucu "Artık bir şeylerin iyi gitmesinin imkanı yok" noktasına geliyor ise, o zaman neden ölemiyorum lan ben? neden buna bu kadar karşı oluyor insanlar.
Evet hayatta her an her şey olabilir. E iyi de, arkadaşım anlamadığınız bir nokta var. Adamın böbrekler iflas etmiş, sürekli diyalize bağlı, öbür taraftan kendi kendine nefes alamıyor solunum cihazına bağlı, zaten yürüyemiyor bacaklar kesilmiş, öte taraftan mideyi almışlar kanserden hayat boyu borudan beslenecek, yetmezmiş gibi kolon kanserinden kalın bağırsağının yarısı alınmış, dışarı torbaya sıçıyor düzenli olarak, sen çıkmış bana ne diyorsun? e ama tıp her gün ilerliyor, belki de solunum cihazından kurtulacak uyanacak diyorsun. E böbrek? bacaklar? mide? bağırsaklar? Bitmiş hacı bitmiş. Bugüne gelene kadar belki pek çok şey yapılabilirdi, belki bugüne gelmesi engellenebilirdi. Ama geldi artık onu kabul etmemiz gerekiyor.
Bu kadar mı zor?
Bunu kabullenmek insanlar için bu kadar mı zor?
Bunun cevabını çok merak ediyorum.
Salı, Aralık 29
Standart 3
K: Muraaaat! bir saniye bakar mısın?
E: Söyle çiçeğim!
K: Sokturma çiçeğine! Buraya gel çabuk!
E: Noldu!!
K: bu ne! Ne bu ne!
E: Bir kibrit kutusuna benziyor! Tabi senin elinde olunca ondan ne manalar çıkarttığını merak etmiyor değilim!
K: Saptırma konuyu. Neden senin dün akşam iş yemeğine giderken giydiğin takımın cebinden çıkıyor?
E: Bilmem! Belki sigaramı yaktıktan sonra CEBİME KOYMUŞUMDUR!!!
K: Kiminle???
E: Yuh!! Hayatım, sigara içmediğin için farkında olmayabilirsin ancak sigara içmek senin hayalinde canlanan gibi ıslak ve en az iki kişi yapılan bir eylem değil!
K: zevzekleşme!!! Cevap ver bana!
E: Lan neye cevap vereyim? Soru mu var ortada?
K: Peki daha açık sorayım o zaman! Bazen unutuyorum imadan hiç anlamayan bir sığır olduğunu!
E: Gözümsün... Buyur sığırın bellediği, dinliyorum.
K: Dün akşam gittiğini iddia ettiğin şirket yemeğinin, yine iddia ettiğin lokasyonu ile arasında 50km olan bir otele ait kibrit kutusunun cebinde ne işi var?
E: telefon joker hakkım var mı?
K: Sana bir soru sordum!!!
E: Seyirci de yok ki sorayım!
K: Ciddi ol!!! Burada çok sinirliyim!!!
E: Dalga geçmeye başlamadım bile!
K: BANA CEVAP VEER!!
E: Peki! Sen istedin... Gerçeği mi duymak istiyorsun?
K: Evet!
E: Dün akşam şirket yemeği var diye sana yalan söyledim! Hatta şirketteki pek çok arkadaşı ayarladım ki, sen olur da yerini ve zamanını bildiğin yalan yemeğe gelirsen orada bir yemek olduğunu gör, beni sorarsan da yalan söylesinler diye. Hatta senin de pencereden görebileceğin gibi Hakan'lara kendimi aldırttım. Oysa ki, ben senin her an gelebileceğin bir yemekte olmak yerine, oradan 1 saat uzaklıktaki bir otelde kayakla atlama yapıyordum! Hem kayıyordum, hem atlıyordum senin anlayacağın. Hatta sen 4 defa aradığında, telefonun bir kere çalması için geçen sürede odadan çıplak olarak çıkıp, depar atıp otelin restoranına gidip orada telefonu açtım ki seslerden anlama otel odasında olduğumu diye. Pek çok insanın iştahını kaçırdım ama pişman değilim! Bütün bunları yapmayı ve ayarlamayı başardıktan sonra ise, dedim ki... Ben bu kadar zeki olamam, mutlaka bir salaklık yapmam lazım dedim ve otelin kibritini cebime koydum. Şimdi dedim tam oldu!
K: Ne saçmalıyorsun sen be?
E: Saçmalamıyorum sevgilim. Bu sefer gerçekten dalga geçiyorum!
K: Bana bak! Laf kalabalığına getirerek bu işten sıyrılamazsın! Cevap ver bana!
E: Allahım gerçekten bu soruya ciddi ciddi cevap vereceğime inanmıyorum. Sırf senin için hayatım. O güzel çenen kapansın da, adam gibi televizyon izleyeyim diye!
K: kaçıyo tabi televizyon!
E: Vallaha kaçıyo aslında. Demin EuroSport'u aradım. Sevgilim biraz saçmalayacak, Azıcık pause etseniz yayını geliyorum dedim. Çok ciddiye almadılar!
K: Nasıl yani?
E: onu diyorum işte ben de. EuroSport beni ciddiye almazken, ben bu soruyu ciddiye alıp nasıl cevap verebilirim?
K: Bana bak, erkek ol, konuş benimle. Zevzekliği bırak! Cevap ver! O kibrit kutusunun cebinde ne işi var?
E: Yangın sigortası işine gireceğim de, müşteri potansiyelini arttırayım diyorum!
K: Cevap vermekten kaçındığın her saniye daha fazla batıyorsun farkında mısın?
E: Hayatım alakası yok. Tek yapmaya çalıştığım şey, ortamdaki saçmalık seviyesine uygun davranmak. Manyak mısın kadın??? aaaaaa ne oteli ne kibriti!!!
K: BANA CEVAP VER!!! Üste çıkarak beni geçiştiremezsin!
E: Offfff! Sigara içmeye çıktık kaç defa! Sedat ile beraber! Çakmağım yoktu, hep ondan ateş istedim. Cebinde bu varmış ekstra, "Al bu akşam idare et bunla" dedi. Oldu mu? Rahatladın mı?
K: Bu kadar zaman saçmalayıp düşünsem, ben de güzel bir yalan bulurdum! Bunun gibi...
E: Eşşeğin kulağı! Ne yalanı lan???
K: Sedat nerden bulmuş onu? Evli barklı adamın ne işi varmış otellerde?
E: Canım bizden bi bok çıkmadı, sedat ve karısı yerine de mi kavga edeceğiz?
K: siz her bokunuzu bilirsiniz birbirinizin? Ne haltlar karıştırıyor o gavat?
E: Bir saniye hayatım!!!
K: Ne oldu?
E: Ben bi UEFA'yı arayacağım da.. Bakalım Avrupa Şampiyonası'nı erteleme şansları varmı? kaçırmak istemiyorum da!
K: Zevzek!!!
Standart 2
K: Lan bana bak, az kıllı orangutan! Sana traş olduktan sonra lavaboyu temizle demiyor muyum? Okumuyorum diye berber yanına çırak verilmiş gibi bir halim mi var benim? Hem neden traş oluyorsun ki anlamıyorum, kaşlardan ayak parmaklarına kadar kesintisiz iniyor tanrı triko! Tek yaptığın ortada bir yuvarlak beyazlık açmak... Dolunay gibi!
E: Sana da günaydın hayatım!!! Bu sabahki hakaret seansımızı neye borçluyuz? Erken erken iyi gelmedi değil aslında ama, merak etmiyor da değilim, kim salladı benim minik timsahımın kafesini diye...
K: Bin defa söylediğim şeyler dinlenmeyince çıldırıyorum biliyorsun. Artık tahammül edecek gücüm, sabrım kalmadı!
E: E sen küvetin deliğini saç dolu bırakıyorsun, bir şey diyor muyum ben? Çeşitli primatlara benzetmeler yapıyor muyum? Evrimde geri kaldığını ima ediyor muyum?
K: Onu da nasılsa ben temizliyorum... Sen el sürene kadar tek laf edemezsin. İstersem sıçarım küvete!
E: ooo, hoş geldin anne!
K: Canım lütfen! Annenin küvete sıçmışlığı varsa, eminim muzdarip olduğu 18.633 çeşit akıl hastalıklarından birisi yüzündedir. Veya baban ile yaşamaktan bıkıp, sıçarım ben bu hayatın içine deyip koyvermiştir!
E: Hayatım lan! Uyanıp yüzümü yıkayalı geçen sürede daha yüzümün nemi kurumadı! Ne bu şiddet bu celal? bana, aileme... Rüyanda babamı mı gördün gene?
K: Sus! Sus! ayak başparmağının tırnağını kesip onunla kulağını temizlediği görüntüyü yeni yeni atıyorum hafızamdan. Sus!
E: Ya kadın! kaç kere söylemem lazım, adam askerliğini komando olarak yapmış 3 sene. Zor koşullarda yaşamaktan biraz tuhaf alışkanlıkları...
(Biip! Biip!)
E: (Nassınınınki! pazar sabahı ne mesajı lan? telefonun sesini kısmayan elimin ben!!!)
K: pazar sabah saat 9 da hayırdır inşallah!
E: Amaaan! ne bileyim ben hangi densiz reklam yapıyor! Hiç keyfimi bozamam şimdi!
K: Sen bozma canım keyfini ben getiririm telefonu. Belki o dün akşamki telgrafçı orospudur!
E: haaaa! şimdi anlaşıldı senin bam teline solo atıyorlar gibi davranmanın sebebi! Yaw saçmalama sevgilim, Hidayet'in kuzeni o. Sohbet ettik, muhabbet ettik o kadar!
K: Hayatım sohbet ettiniz de, sen karının içine düşüp göğüslerinin arasında boğulma diye kaç kere tutmak zorunda kaldım seni. Ama sende hep bir olimpik tramplen atlamacı havası vardı!
E: Hakikaten abartıyorsun!
K: LAN!! Karı bir ara mors alfabesi ile sana telefonunu vermeye çalıştı laaan! Benim yanımda...!!
E: E aldım mı ben numarayı! ALDIM MI!!!
K: telefondaki mesaja bakarsak anlayacağız sanırım!
E: Şu anda tamamen saçmalıyorsun. Bir kere kıskançlık krizlerin yüzünden pazar sabahımı rezil etmene izin vermeyeceğim! Ayrıca saçma sapan bir şeylere kızıp, anneme babama hakaret ettiğin için de özür dileyene kadar seninle konuşmuyorum!
K: Ahahahaha! Konuyu saptırma. Ayrıca annen ve baban ile çok alakalı bir mevzu aslında bu. Sana insan olduğun gerçeğini hiç aşılamamışlar. İnsan taklidi yapmayı bile öğretmemişler be! neyse... sakinim... O mesaj hala bakılmadan duruyor orada! Neyse ben bakarım, sen otur!
E: Ben bakarım! Seninle konuşmuyorum ben. Bakamazsın telefonuma!
K: Özür dilerim hayatım!
E: ??!?!?!
K: Çok özür dilerim sana kızıp annene babana geydirdiğim için! affet!
E: Nası yani?
K: Özür dile dedin ya... Diledim. Şimdiii!
E: yaw ver şu telefonu, içinden gelerek dilemedin!
K: Telefon senin içinde çekiyor mu çekmiyor mu öğrenmek istemiyorsan ver onu bana çabuk!
E: Özel hayatıma saygısızlık bu!
K: olm çırpınma lan! Senin özel hayatın ben değil miyim!! VER ŞU TELEFONU!
E: al.. AL..!! Bana güvenmiyor olman ne kadar kırıyor kalbimi bilemezsin! AL BAK HADİ! bak ve utan! ama bu telefonu alıp açarsan, sonra utanıp dileyeceğin hiç bir özür kalbimi tamir edemez haberin olsun. Bir daha eskisi gibi olabilir miyim onu bile bilmiyorum!
K: Vaaaay! son restimi çeker, riski alırım diyorsun! Yemezler lan o blöfü! ver bakiiim
K: hmss.. fotolu mesaj gelmiş... şimdi.. sevgilim sana bir soru!
K: "Dün gece yatarken bunların hayal ederek uyuyacağını söylemiştin! Sabah da bunları görerek uyan istedim!" tümcesinde geçen "Bunlar" ile betimlenmiş olan nedir? Bu mesajın altında gelen fotoğrafta ne olabilir?
E: Telekomünikatif orospu!!!
Standart 1
E: Gerçekten hiç anlamıyorsun beni! Aslında o kadar da basit ki söylediğim!
K: Senden karmaşık bir şey söylemeni beklemiyorum ki zaten..
E: vaaay hakaret mi ediyoruz konuşmak yerine?
K:
Buna kopyalama deniyor hayatım, karşındaki insanın sana karşı olan
davranışlarını kopyalıyorsun,
ne hissettiğini anlasın diye?
E: lan ben sana ne zaman hakaret ettim?
K: Lan derken?
E: saptırma! Cümlenin vurgusunu arttırmak için o.. BASİT edebi sanat yaptım! Ne zaman hakaret ettim sana ben?
K: Ya daha sabah konuşurken Kötü niyetli demedin mi?
E: çüş! Bu bir hakaret mi?
Ayrıca hakaret olsa bile.. sana mı dedim? Annenden bahsediyordum..
K: Anneme hakaret edince bana etmemiş mi oluyorsun!
Ayrıca hakaret olsa bile.. sana mı dedim? Annenden bahsediyordum..
K: Anneme hakaret edince bana etmemiş mi oluyorsun!
E:
hay seni biyolojiden sınıf geçirene! Yaw kadın, şansını çok zorlasan
bile, en fazla genetiğin yarısından hakaretin yarısını alırsın. Annen
kötü sen niyetli. Ramazan ayında olduğumuzu da düşünürsek.. gece yarısı
kalkıp buzdolabının yarısını sindirmeni, buna bağlamış olabilirim..
Kapakta diş izleri var lan!
K: Bi dakka bi dakka.. bu yemek mevzusu nedir? biraz midem yanmış.. diyetten dolayı.. uykumdan uyandım bir iki lokma atıştırdım! ne var bunda?
K: Bi dakka bi dakka.. bu yemek mevzusu nedir? biraz midem yanmış.. diyetten dolayı.. uykumdan uyandım bir iki lokma atıştırdım! ne var bunda?
E: bir iki lokma dediğin şeyi amerika afrikaya yardım diye gönderiyor yılda bir kere!
K: abartma sen de.. stressten yemek yiyorum biliyorsun! Hem diyetteyim zaten.
K: abartma sen de.. stressten yemek yiyorum biliyorsun! Hem diyetteyim zaten.
E:
Yaw canımın bıngılı, sen kilo alıyorsun diye stress yapıyorsun, sonra
stressten yemek yiyorsun! yemeyi bıraksan stressi de bırakacaksın...
K: birazcık destek olsan?
E: buzdolabının kapısına asma kilit taktım, sonra gece kıl testere sesine uyandım! ne yapayım daha?
K: ya diyetisyene bile gidiyorum ama.. hem de iki tane..!
E: evet.. birinin verdiği menü ile karın doymaz diye, iki tane diyet menüsü aldın!
K: ya bi dakka konu nereden geldi de benim yemek yememe bağlandı? Burada senin hayvanlıklarını konuşacaktık?
K: ya bi dakka konu nereden geldi de benim yemek yememe bağlandı? Burada senin hayvanlıklarını konuşacaktık?
E: hop hakarete devam!
K: ederim, çünkü hakediyorsun..
E: ben senin her hakettiğin şeyi söylesem ohoooo!
K: neymiş? neyi hakediyor muşum ben?
E: hayvan seviciliğin bir adı var ama neyse.. ehehehe!
K: hiç bir zaman ciddi ciddi sorunlarımızı konuşamayacağız di mi seninle?
E:
yaw konuşuyoruz da.. işte sen dinlemek için başka bir tarafını
kullandığın için.. O kadar da büyük halbüki. oradan da duyman lazım!
K: Bir zamanlar hastaydın o kıça sen!
K: Bir zamanlar hastaydın o kıça sen!
E: hala hastayım, ama hasta olduğum kısım artık bütünün %2'sine tekabül ettiği için.. basit bir ağrı kesici ile geçiyor...
K: bazen o kadar kırıcı oluyorsun ki.. burama kadar geliyor bazı laflar.. ama kaldıramazsın diye söylemiyorum..
E: hepimizin kaldıramayacağı şeyler var demekki bu hayatta!
K: bak pisleşme daha fazla, gerçekten kaldıramazsın konuşursam.. ne lafları ne safları!
E: valla aslına bakacak olursan benim kaldıramadığım tek şey, ilişkimizin 2. yılından sonraki sevgilim..
K: YA NEDEN DÖNÜP DOLAŞIP BU KİLO MEVZUSUNA GELİYORUZ!!!
E: hayatım dönüp dolaşmamız, dünyanın güneş etrafındaki bir turuna denk geliyor da ondan!
K: Bana doğru söyle.. Çok mu kilo aldım ben. Bunu mu ima ediyorsun?
E:
Olur mu hayatım, sen sadece hayat hedeflerine diğer kadınlardan daha
hızlı ilerliyorsun. Keşke hedefin menapoz sonrası fiziğe kavuşmak
olmasaydı diyor insan bazen. Ama şans işte..
K: Sen gerçekten duygusuz bir hayvansın! Gerçekten nasıl tanıyamamışım seni! Oysaki her halinle severim ben seni diyordun!
K: Sen gerçekten duygusuz bir hayvansın! Gerçekten nasıl tanıyamamışım seni! Oysaki her halinle severim ben seni diyordun!
E:
yahu sevgilim!... yalnız sevgilim derken, geçen sene yuttuğun o 50
kiloluk kadından bahsediyorum haberin olsun.. ahahahahaha!
K: sus artık!! ühüüüü!
E: Ya hayatım.. dur.. şaka yaptım.. yapma..!
K: bak sayın öküz. Donumun üzerine kızılay çadırı logosu çizmen şakaydı.. ama sen artık resmen bana şişko diyorsun burada.
E: işte sorunumuz bu seninle kadın. Hiç dinlemiyorsun beni!!!
E: işte sorunumuz bu seninle kadın. Hiç dinlemiyorsun beni!!!
K: nasıl yani! Ne alakası var?
E: ben sana ilk defa şişko diyeli yıl oldu lan yıl!
çööt!
çööt!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



